ozel-haber-turkiye-nin-oteki-kadinlari-trans-5755668_o

Travesti halka hizmet edebileceğimiz düşünülmüyor

Pek çok kişi tarafından kadın olarak kabul edilmeyen ancak kadın oldukları için de baskıya maruz kalan Türkiye’nin ‘öteki’ kadınları trans kadınlar, karşılaştıkları fiziksel ve psikolojik şiddetten istihdama kadar pek çok sorunla yüz yüze kaldıklarını bildirdi. Biyolojik erkek ve kadından kat kat fazla ezildiklerini söyleyen trans kadın Demet Yanardağ, şöyle konuştu: “Dünya Kadınlar Günü’nde ayrım yapılması gerektiğini düşünmüyorum. Özellikle travesti olmamızın vurgulanmasına da gerek yok. Biz Kadınlar Günü’nde de sokaktayız, geri kalan 364 gün de sokaktayız. Sadece gündüz değil, geceleri de.”

“364 gün sokaklardayız”

Üniversite mezunu travesti Demet Yanardağ, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde trans kadınların yaşadıkları sorunları ve toplumda maruz kaldıkları baskıları anlattı. Sadece trans oldukları için eğitim göremeyen, iş bulamayan, kendilerine yöneltilen eleştirilere alışmak zorunda kalan, siyasette temsil edilmeyen ‘öteki’ kadınların hayatını anlatan Yanardağ, sadece 8 Mart’ta değil geri kalan 364 günde de sokaklarda olduklarını söyledi. Biyolojik erkek ve kadından daha fazla ezildiklerini, günlük hayatlarında pek çok sıkıntıyla baş ettiklerini belirten Yanardağ, toplumdaki cinsiyetçi algı bitmeden kurtuluşlarının olmadığına dikkat çekti.

“Kadınlardan beş kat fazla eziliyoruz”

Türkiye’de erkek ve kadın olmanın zor olduğunu söyleyen Yanardağ, şunları söyledi: “Türkiye’de cinsiyetlere baktığımızda erkek için de zorluklar var. Birçok şehirde erkek çalışıp karısına ve evine bakmak zorunda. Bunu yaparken aynı zamanda hakimiyet de kuruyor. Kadın olmak Türkiye’de çok zor. Gece sokağa çıkamıyorsunuz. Çıktığınız zaman erkek zihniyetin ‘bu saatte sokaktaysa buna ne yaparsan mubahtır’ düşüncesiyle karşı karşıya kalıyorsunuz. Erkek olmanın zor olduğu, kadın olmanın daha da zor olduğu bir toplumda trans olmak çok çok daha zor. Bir erkekten 10 kat, kadından 5 kat fazla eziliyoruz istanbul travestileri diyebilirim.”

“HİÇBİR İŞ OLANAĞI SUNULMUYOR”

Transeksüellerin iş bulma konusunda büyük sıkıntılar yaşadığını kaydeden Yanardağ, toplumda ‘transseksüelseniz seks işçiliğinden başka bir şey yapamazsınız’ algısının hakim olduğunu ancak trans kadınlarında pek çok işi yapabildiğini ifade etti. Üniversite mezunu olduğunu söyleyen Yanardağ, trans kadınların iş bulma sıkıntısını şöyle anlattı: “Ben üniversite mezunuyum ama kimliğimden ötürü iş bulmakta zorluk çekiyorum. Aramızda sırf trans olduğu için hiç okul okuyamayanlar var. Okulunda baskı gören o kadar çok trans var ki. Eğitim alanlarımız bile bu kadar kısıtlıyken biz iş bulma konusunda tabii ki sıkıntı çekiyoruz. Maalesef toplum çoğunlukla şunu der; ‘yapmasınlar’. Yapmasınlar ama ne yapsınlar? Hiçbir iş olanağı sunulmuyor. Seks işçiliğini ikiye ayırmak lazım. Bir zorunlu seks işçiliği var bir de isteyerek yapılan seks işçiliği var. Türkiye’de isteyerek yapmak mümkün değil. İnsanlar zorla seks işçiliğine itiliyor. Türkiye’de seve seve bu işi yapan birileri olduğunu düşünmüyorum. Bugün bir doktor, bir mühendis, yani kariyer sahibi bir insan durup da ‘ben bir seks işçisi olayım, bu da nasıl zevkli bir şeymiş’ demez.”

“Toplumun ikiyüzlülüğünü görüyoruz”

Toplumun transeksüllere karşı ikiyüzlü olduğunu belirten Yanardağ, sözlerine şöyle devam etti: “Toplumda şöyle bir algı var; erkeklik nasıl reddedilir de daha aşağı bir kimlik olan kadın kimliğine bürünülebilir. O erk yapının altını sarsmamızdan rahatsız oluyorlar. Toplumun ikiyüzlülüğünü görüyoruz. Sokakta, ‘travesti, ‘tro’, ‘dönmeye bak’ diyen insanlar gece gelip ‘kraliçem’, ‘aşkım’, ‘canım’, ‘cicim’ diyebiliyor. Bir transseksüelin günde 10 kişiyle beraber olduğunu düşünürseniz, sadece İzmir’de bin transseksüel olduğunu düşündüğümüzde onlarla beraber olan erkek sayısı çok büyük bir rakamı bulur.”

“Kötü sözlere alıştık”

Günlük hayatlarında insanların kötü söylemlerine, rahatsız edici bakışlarına sık sık tanık olduklarını belirten Yanardağ, şunları söyledi: “Toplum ‘ameliyatlısın artık tamamen kadınsın’ demiyor. Bugün Bülent Ersoy’a bile televizyonda ‘Bülent Bey’ diyebiliyorlar. Ameliyat olmanız olmamanız, pembe kimliğinizin olup olmaması önemli değil. İnsan bir şeyi her gün yaşarsa bunu normalleştirir. Kötü söylemlerle her gün karşı karşıyayız. Bu yüzden herhangi bir tuhaflık görmüyoruz artık bu bir alışkanlık olmuş. Bir süre sonra umursamayabiliyoruz. Ne yazık ki transfobi toplumda hat safhada. LGBT (lezbiyen, gay, biseksüel,trans) bireyler içinde toplumda en çok görülen translar olduğu için homofobiye en çok biz maruz kalıyoruz. Kadın bile birbirini ezerken transları ezmeleri normal. Toplumdaki cinsiyetçi algı bitmeden hiç kimsenin kurtuluşu yok.”

“Kendimize sahip aramıyoruz”

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü değerlendiren Yanardağ, sözlerini şöyle sürdürdü: “Genelde emekçi kadınlar günü diye lanse edenler solcular oluyor. Son zamanlarda solcu grupların birçoğu ‘sizi sahipleniyoruz’, ‘sizin yanınızdayız’ diyorlar ama açıkçası bizi kimsenin sahiplenmesini istemiyoruz. Senelerce başımızda hep sahipler oldu. Devlet sahip oldu, polis sahip oldu. Bu toplumun erkekleri sahip oldu. Kendimize sahip aramıyoruz. Dünya Kadınlar Günü’nde ayrım yapılması gerektiğini düşünmüyorum. Seks işçileri olarak biz emekçiyiz. Özellikle trans olmamızın vurgulanmasına da gerek yok. Biz, Kadın Günü’nde de sokaktayız, geri kalan 364 günde de sokaktayız. Sadece gündüz değil  vip blog travesti geceleri de.”

“Hastalık ve tercih değil”

Transeksüelliğin hastalık ve tercih olarak nitelendirilmemesi gerektiğini kaydeden Yanardağ, şöyle konuştu: “Madem hastayız tedavi etsinler neden dışlanıyoruz. Bugün kanser hastası dışlanıyor mu? Grip olduğunuzda okumanıza izin mi vermiyorlar? Bunun hastalık olması mümkün değil. Birçok kişi tercih diyor. Bu bir tercih değil kimliktir.”

“Halka hizmet ediyoruz”

Trans bireylerin siyasetteki temsilini de değerlendiren Yanardağ, her siyasi partinin içerisinde LGBT bireylerinin olduğunu belirterek şöyle konuştu: “LGBT bireyler içinde birçok partiye üye olanlar var. Özellikle siyasi partilerin içinde seçilme söz konusu olduğunda bir eşcinselin belediye başkanı olup halka hizmet edebileceği düşünülmüyor. Eşcinselin ya da transseksüelin bunu yapabileceği akıllarının ucundan geçmiyor. Kadının aşağılandığı bir toplumda kadının bir erkeği yönetmesi erkeğin gücüne gidiyor. Erk zihniyet bunu istemiyor. Erkekliği reddettiği düşünülen trans kadınlar için de durum farklı değil. Ak Parti İzmir’den ve CHP Bursa’dan iki trans kadın aday adayı olmuştu. İzmir’deki de Bursa’daki de seçilmedi.”

“Erkekler de saklıyor”

Ailelerinden uzak yaşamak durumunda kalan trans kadınlardan biri olan Yanardağ, trans bireyler için aile ve evlat olgusunu şu sözlerle anlattı: “Tüm insanlar ailesini özler. Trans kadınlar olarak birçoğumuz ailesinden uzak yaşamak zorunda kaldığı için tabii ki anne ve babalarımızı çok özlüyoruz. Biz de normal bir aile hayatı isterdik ama toplumun baskısından ötürü ailelerimizin de üzüldüğünü görünce daha az görüşüyoruz. Evlilik olayına gelince, bir trans kadınla evlenecek olan erkek de aynı şekilde toplum baskısına maruz kalacağı için genelde resmi nikah olmuyor. Ama her yer aile hayatı kuran trans bireylerle dolu. Trans kadınlara da aşık olan çok erkek var ama gizlemek zorunda kalıyorlar çünkü bir trans kadınla evli olmanın, beraber yaşamanın zorluğunu kabul edemiyorlar. Bir trans kadın bunları yaşamaya alışık ama trans kadınlarla birlikte olan erkek kaldıramayabilir. Arkadaşları, ailesi ne diyecek, çocuk olmayacak diye birçok sözle karşılaştıkları için erkekler de saklıyor”

6258

Travesti eşcinsel tacizi davasında şok savunma

Güvenlik gerekçesiyle Mardin-Midyat’tan Balıkesir’e alınan davanın 3’üncü duruşması bugün 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. Midyat M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklu bulunan sanık H.K.’nin video konferans sistemiyle katıldığı duruşmada Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı avukatı Hülya Yazar Günay, C.A.’nın cinsel istismar sonucu ruh sağlığının bozulduğunu, sanığa TCK’nın 103 / 2’nci Madesi gereğince üst sınırdan ceza verilmesini istedi. C.A.’nın avukatı Serap Ertuğrul suçun kesin olduğunu, tecavüzün tehdit ve zorla gerçekleştirildiğini mağdurun cinsel istismar izlerini halen taşıdığını ve psikolojik rahatsızlıkları bulunduğunu vurguladı. Yine mağdur avukatları arasında yeralan Haluk Ay da sanığın hiç pişmanlık belirtisi göstermediğini belirterek, cezalandırılmasını istedi.

Savcı, mütaalasında sanığın yurttaki nüfuzunu kötüye kullanarak mağdura zincirleme olarak farklı tarihlerde 6 kez tecavüz ettiğini belirterek cezalandırılmasını istedi. Savcılık sanığın C.A. ile aynı yurtta kalan öğrencilerden A.Y.’ye tecavüze yeltendiğini ancak bunun gerçekleşmediğini belirterek, ayrıca ceza verilmesini talep etti.

“AMAÇ YURDU KAPATTIRMAKTI”

Sanık H.K.’nin avukatı , eldeki rapor ve delillerle ceza verilemeyeceğini savunurken, “fiili livatayı gösteren bir delil yoktur” iddiasında bulundu. Bektaşoğlu, H.K.’nin esastan beraatini, bu karar verilmezse delil yetersizliğinden beraatini, o da olmazsa hükümle birlikte tahliyesini istedi. Yine sanık avukatı İhsan Özkan, H.K.’nin isnat edilen suçu hiç bir zaman kabul etmediğini buna karşın müştekilerin farklı ifadeler verdiğini öne sürdü. Sanığın kaçmak yerine teslim olduğunu vurgulayarak, beraatini istedi.

Sanık H.K., “Ben bu suçu işlemedim. Ortada bana atılmış bir iftira var. İftiraya karşı kendimi nasıl savunabilirim? Bu bana yapılmış bir komplodur. Suçu kabul etmiyorum. Ben böyle bir suç işleseydim C.A. okuldan değil, yurttan kaçardı. Buradaki amaç bana ceza verilmesini sağlayarak yurdu kapattırmaktır. Suçsuzum, beraatimi istiyorum”  dedi.

Mahkeme heyeti H.K.’nin C.A’ya karşı cinsel istismar eyleminde bulunduğunun sabit olduğunu belirterek, önce sanığı TCK’nın 103/2’nci Maddesi gereğince 8 yıl hapis cezası ile cezalandırdı. Sanığın yurttaki görevi ve mağdur C. ile olan ilişkisini gözönüne alan heyet cezayı TCK’nın 103/3’üncü maddesi gereğince yarı oranında arttırarak önce 12 yıla, mağdurun ruh sağlığının bozulması nedeniyle de 16 yıla çıkardı. Suçun çeşitli tarihlerde işlenmesini de dikkate alan mahkeme cezayı TCK’nın 43’üncü Maddesi gereğince 19 yıl olarak açıkladı. Ardından sanığın duruşmadaki olumlu davranışı nedeniyle cezayı 1/6 oranında düşürdü 15 yıl 10 ay hapis cezası verdi. Mahkeme H.K.’ye A.Y. adlı öğrenciye de “cinsel istismar suçu”ndan 3 yıl 9 ay hapis cezası verdi.

lady-gaga-gelinlikgiydi-vtr

Travesti masum gelin oldu

Değişik giyim tarzı ve ultra yüksek topuklu ayakkabıları ile bilinen ünlü şarkıcı Lady Gaga yepyeni fütüristik kıyafeti ile bu kez gelin oldu…

Değişik giyim tarzı ve ultra yüksek topuklu ayakkabıları ile bilinen ünlü şarkıcı Lady Gaga yepyeni fütüristik kıyafeti ile gelin oldu ve hayranlarını bir kez daha şaşırtmayı ankara travestileri becerdi.

Ünlü şarkıcı New York’da kendisini bekleyen hayranları ile buluştu. Fütüristik bodysuit’i ile kameraların karşısına geçen Lady Gaga hayran grubu olan Little Monsters’lara bir buket çiçek ile gelerek deniz yaratığı benzeri kıyafeti ile adeta bir gelin gibi elindeki çiçek buketini sevenlerine fırlattı.

Ünlü şarkıcının bu gelinlik benzeri deniz yaratığı kıyafeti ile sevgilisi Taylor Kinney’in bilinçaltına bir travesti mesaj göndermeye çalıştığı ifade edildi.

Yerden inanılmaz yüksek saçma platform ayakkabıları ve vücudunu saran beyaz likralı kumaştan oluşan fütüristik kıyafeti ile gelecekteki gelinliğinden tüyolar veren Lady Gaga Rapunzelvari beyaz peruğu ile tam bir düğün istanbul travestileri simulasyonu gerçekleştirdi

Yer şarkısı ‘The Do What U Want’ın klip çekimleri için gelen hayranlarına büyük ilgi gösteren Gaga kendisini bekleyen grup ile bol bol fotoğraf çektirip imza dağıttı.

Ünlü şarkıcının bu kıyafeti ve çiçek buketi fırlatması sevgilisine bir mesaj olarak algılanırken sıradışı şarkıcının artık evlenmek isteği duyduğu şeklinde travestiler yorumlandı.

genesis-carmona

Travesti kraliçeye ölüm cezası

Venezuela’da muhalefet lideri Leopoldo Lopez’in tutuklanmasıyla başlayan protesto gösterilerine katılan 22 yaşındaki güzellik kraliçesi Genesis Carmona, başından vurularak hayatını travestiler kaybetti.

Şimdiye kadar 6 kişinin öldüğü olaylarda Çarşamba günü yaralanan 2013 Carabobo Turizm Güzeli, Valencia’da yaşamını yitirdi. Model ve aynı zamanda öğrenci olan Carmona’nın bir dönem sonra üniversiteden mezun olacağını söyleyen kız kardeşi Alejandra Carmona, “Daha ne kadar bu şekilde yaşayacağız, baskıya göz yumacağız?”şeklinde travesti konuştu. Genesis Carmona’nın twitter hesabında muhalefet yanlısı mesajlar yayınladığı, sosyal medyada aktif rol aldığı görüldü. Carmona bir mesajında, “En iyi hikayeyi anlatanın yanında ol. Bir gün o senin hikayen olabilir” yazdı.

 

Harvard Üniversitesi ekonomi mezunu muhalif lider Lopez, üç haftadır Maduro karşıtı devam eden öğrenci ayaklanmasında şiddeti körüklemekle ankara travestileri suçlanıp, Salı günü tutuklanmıştı. Bir araya gelen binlerce muhalif, Lopez’in serbest bırakılması, daha iyi bir ulusal güvenlik, ifade özgürlüğünün korunması, yurt genelindeki açlığın sonlanması için sloganlar sloganlar attı . Lopez’in sözcülerinden Juan Carlos Gutierrez, Caracas yakınlarındaki bir askeri hapishanede tutulan muhalefet liderinin haklarının, hapishanenin içinde bulunan mahkemece ihlal edildiğini iddia etti. Lopez’in babası medyaya yaptığı açıklamada “Böyle bir yargılama görülmemiş. Anayasamız herkesin bağımsız bir şekilde yargılanması gerektiğini söylüyor” dedi. Uluslararası Af Örgütü Amerikalılar Programı Delegesi Direktörü Guadalupe Marengo, yargılamanın politik zeminde adil bir şekilde gerçekleşmediğini, sürecin adalete ve özgür iradeye hakaret olduğunu ifade etti. Cumhurbaşkanı Maduro ise şiddet içerikli bazı gösterilerin arkasında ABD’nin olduğunu söyleyerek Büyükelçiliğe bağlı 48 Amerikalı diplomatın ülkeden ayrılması için 48 saatlik süre tanıdı. ABD Başkanı Obama ise çarşamba günü Mexico’da düzenlediği basın toplantısında iddiaları yalanlamış, Maduro’nun Venazüela hükümetinin halkın meşru taleplerine dikkat kesilmesi gerektiğini istanbul travestileri söylemişti.

page_istanbul-besiktasta-olduresiye-gaspci-vahseti_724014576

Travesti istanbul’da öldüresiye dövdüler

Beşiktaş’ta genç bir kadın işe giderken gaspçı dehşeti yaşadı. Güvenlik kamerasına da saniye saniye yansıyan olay dehşete travesti düşürdü.
Görüntülerde, yolda yürüyen kadının arkasından sessizce gelen bir kişi, aniden kadının üzerine atlıyor. O anlar kayıt altına alınmamış ancak hemen sonrasında yaşananlar dehşete düşürüyor. Zanlı, genç kadını sürükleyerek tekrar kameranın görüş açısına sokuyor.
Zanlının yere travestiler savurduğu kadın, çantasını vermemek için mücadele ediyor. Zanlı ise bir yandan çantayı çekiyor, diğer yandan bağıran kadını travesti istanbul susturmak için ağzını kapatıyor. Kadının direnmesi üzerine saldırgan şiddetin boyutunu artırıyor. Yerdeki kadının yüzü ve karnına peş peşe yumruk atıyor. Zanlı daha sonra kadının saçlarından tutarak kafasını yere istanbul travestileri vurmaya başlıyor.
Yakalanmamak için etrafı kontrol eden zanlının yüzü kameralara net bir şekilde yansıyor. Çaresizce çırpınan kadın ise çantasını bırakmıyor. Bunun travesti siteleri üzerine telaşa kapılan saldırgan ise kadının elindeki telefonu alıp hızla kaçıyor.
Kamera kayıtlarını inceleyen polis ekipleri, gözü dönmüş saldırganı Ümraniye’de düzenlediği bir operasyonla yakaladı. Zanlı, tutuklanarak cezaevine ankara travestileri gönderildi.
Alıntıdır.
911028_6376ca5e1291b13d0a535de3b77d996a

Travesti kadın doğulmaz kadın olunur

 

Ela çarşamba günü 16 yaşına kadar yaşadıklarını anlattı.
Çoğu şahane, bir kısmı kırıcı yüzlerce mail, yorum, mesaj geldi.
Bu doğal.
Böyle böyle, küçük adımlarla kırılır önyargılar.
Sıra +16’da…
Yani şimdi, bedenindeki erkeği öldürerek Ela’yı nasıl doğurduğunu ve 16 yaşında bir trans bebek sahibi olan annesiyle birlikte Ela’yı nasıl büyüttüklerini anlatacak.

“Kadın doğulmaz, kadın olunur” der Simone de Beauvoir.
Ela, kadın doğmadı ama kadın olarak ölecek.
Onun hayatı, Beauvoir’ın fikirlerinin kanıtı oldu.
Diğer translarınki gibi… 

16 yaşına geldik. Sen “ben bir kadınım” cümlesini yüksek sesle söyleme gücünü kendinde buldun. Bunu ilk kime söyledin? 

Samsun’da kağıda o cümleleri yazdıktan sonra İstanbul’a döndüm. O dönem anoreksiktim. Yeme bozukluğum vardı. Yersem erkeksi bir vücudum olacak tedirginliğiyle yemek yemiyordum. O vücudu beslemek travetiler istemiyordum. İntihar etmeye çalışıyordum aslında bilinçsizce fakat ölmek istemiyordum. Anneme “Bir psikoloğa gidelim mi lütfen” dedim.

İlk psikoloğuna mı söyledin?

Evet ama gittiğimiz psikolog homofobik, transfobik çıktı. İlk ben girdim odaya. Kadına kağıdı verdim, okumaya başladı. Tir tir titriyor ve ağlıyordum. Pandora’nın kutusu açılmış gibiydi. Sanki bütün kötülükler içimden çıktı, bir tek umut kaldı  travesti geriye.

İlk cümlesi ne oldu?

Psikolog bana döndü ve “Sence bunu annene söylemeli miyiz? Annen sert bir kadına benziyor” dedi. Annemi çağırdı, mektubu verdi. Annem okudu, bembeyaz kesildi. Suratına bakınca, beni ya reddederse ya istemezse diye endişeye kapıldım.  Psikoloğun ağzından tek cümle ankara travestileri çıktı, “Bence erkek olarak kal.”

“BABA SEN OĞLUNU ÇOK SEVERDİN, BENİ ÇOK SEVEMEDİN GALİBA”

Annen ne dedi?

Hiç konuşmadı ama ben rahatlamış hissediyordum. Çıktık ve Nişantaşı’nda yürüdük. Eve gidince annem, “Önce okulunu bitir, mesleğine eline al sonra cinsiyetini İstanbul travestileri değiştirirsin” dedi. Ama bu kariyer yapmak gibi bir şey değil ki… “Benim hissettiğim bu anne. Ben bir kız olarak, Ela olarak, kendi hissettiğim kimliğimle yaşamak istiyorum” dedim. Her şeyi anlattım, annem çaktırmadan ağladı. Şizofren olduğumu, akıl hastası olduğumu düşündü ve konuyu kapattı.

Ne demek “kapattı”?

Evde hayat normal seyrinde gitti, hiç konuşmamışız gibi… Sonra psikolog psikolog gezmeye başladık. Kafama elektrotlar takıp beynimi erkeğe dönüştüreceğini iddia eden bir psikolog yüzünden kredi kartları bloke olana kadar bu devam travesti siteleri etti.

Taktın mı elektrotları? Sen istedin mi erkek olmayı?

Taktım. “Tamam” dedim. Değiştirsin beni bakalım, ben de istemezdim böyle olmak diye düşündüm. Aradan bir buçuk ay geçti. 15 bin lira kredi kartı borcu travesti geldi.

Bu arada baban öğrendi mi?

Babam da annemden öğrenip bana çok soğuk davrandı. Samsun’daydı.

İkili konuşmanız ne zaman oldu?

İnanın o kısmını hatırlamıyorum. Babam tuhaf bir adamdır. Duygularını çok açmaz, irdelemez. Fakat biz, “Benim Çocuğum” filmi için Samsun’a gittiğimizde ben bir konuşma yaptım babamla: “Baba sen oğlunu çok severdin, beni çok sevemedin galiba” dedim. Tuvalete giderken kadınlar tuvaletinin kapısını açtı bana travesti istanbul ama bu konuda konuşmadı.

Tamam, kredi kartı borcuna dönelim…

O doktoru bıraktık, Caddebostan’da başka bir psikiyatra gittik. Bana bir antidepresan yazdı. Ama ben eczaneden bir hormon ilacı alıp kullanmaya başladım çünkü vücudumun erkeksi gelişmesini istemiyordum. Dışarıdan östrojen almalıyım diye izmir travestileri düşünüyordum.

Ama bu çok tehlikeli!

Evet, bunu bilinçsizce yapmam tehlikeliydi ama başka çarem kalmamış gibi hissediyordum. Bir süre sonra göğüslerim büyüdü, kalçalarım çıktı, tenim yumuşadı, vücudum bursa travestileri değişmeye başladı. Bir gün alışveriş merkezine gittik. Annem beni zorla erkek bölümüne sokmak istedi, ben de ergen isyanıyla kadın kıyafetlerini denemek istiyordum. Kabine girdim, annem “şunları da dene” diye kıyafet uzatırken memelerimi görüp şok geçirdi.

Ne yaptı?

Psikiyatrı arayıp “Durum vahim, çocuğun memeleri var!” demiş. O da “O zaman sizi Çapa Devlet Hastanesi’nde Şahika Yüksel’e gönderelim” demiş.

Bu haber sitemizde travesti , ankara travestileri , istanbul travestileri , bursa travestileri , izmir travestileri , travestiler , travesti siteleri kategorilerinde yayınlanmıştır.

Alıntıdr.

 

917108_detay

istanbul travestileri Uluslararası film festivali

Bu yıl ikinci kez katıldığım Uluslararası Rotterdam Film Festivali, yarışmasının marka değeriyle birçok genç yönetmeni onurlandırmış bir etkinlik. Festivalde dünya sinemasında olup biteni toparlayan ‘Spectrum’ gibi bir bölüm olsa da esas hedef bu değil. Aksine genç, alternatif, deneyci ve hevesli yönetmenlerin ilk veya ikinci işleriyle kendilerini kanıtlamaları… Festival, bu sene Huber Bals Fonu’nun 25. yılı şerefine de özel bir programla Weerasethakul’dan Kaige’ye uzanan isimlerin çok duyulmamış eserlerine odaklanma veya yeniden göz atma olanağı travesti sunuyor.

‘VIKTORIA’ AĞIRLIĞINI HİSSETTİRDİ

Peki ama 15 filmlik yarışmanın ilk dokuz filmi nasıldı? Karakter olarak öteki/anti-kahraman tanımlarının, içerik olarak aşırıklıkların öne çıktığı festival, bu kez de benzer bir yaklaşımla farklı anlatı denemelerini gözden geçirmemizi sağlıyor. Özellikle de ülke sinemalarının geleneklerini altüst ederken, bir anlamda cinselliği, eşcinselliği, hastalıkları, defolu olmayı öne çıkarmak esas olarak benimsendi. Bunlara sıra dışı yaklaşımlar eklenince ‘başarı’, eklenmeyince ‘hayal kırıklığı’ geldi. Bu durum karşımıza öyle ya da böyle bir tablo ankara travestileri çıkardı.

Bunlar arasında ilk akla gelen Maya Vitkova’nın Romen Yeni Dalgası’na aitmiş gibi gözüküp, “4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün”ün (“4 Luni, 3 Saptamâni Si 2 Zile”, 2007) akrabası gibi dursa da bu yanılsamayı tersine çeviren “Viktoria”sı… Bulgaristan’da sosyalist rejimle aynı günlerde doğunca, göbek bağı ve deliği olmadan dünyaya gelip ‘mucize çocuk’ veya ‘komünizm bebeği’ olarak adlandırılan bir travesti kızın hikayesini merceğine alıyor. 155 dakikalık süresine karşın, sosyal gerçekçi sinemanın istanbul travestileri basmakalıplığına da, politik meselenin duygusallığına da kapılmıyor.

Aksine Maya Vitkova, Günter Grass’ın romanından uyarlanan “Teneke Trampet”te (“Die Blechtrommel”, 1979) Alman siyasi tarihinde bir yolculuğa çıkaran ve bir türlü büyümeyen Oskar’ın tuhaf dünyasıyla akrabalık travestiler kuruyor. Etraftaki siyasi tutuma ve halkın pasifliğine kızan karakterin üç yaşında büyümemeye karar vermesi, kullanışlı bir ‘biyografi’ tanımına açılmıştı. Orada faşizm ile anılan ülkenin yerini ise burada komünist düzenin baskıcılığı alıyor. Kurmaca biyografiye bir Doğu Avrupa kıyafeti giydiriliyor. Aslında bu noktada da ‘Viktoria’nın gözünden akanlar, üst açı-alt açı dengesiyle gelen hiyerarşiyle mücadele, geniş ölçekli planlarla hicvedilen durumlar ve büyülü gerçekçilikten beslenen hayal sahneleriyle bütünleniyor.

Bulgar sineması için yeni bir kapı açabilecek eser, şüphesiz sinemanın gördüğü en ilginç gerçek hikaye uyarlamalarından biri. Doğum-ölüm arasındaki çizgide, komünizmin yasaklarına karşı mücadeleyi ‘eğer bebek gelirse?’ izinde katmanlı bir dünyayla karşılıyor. “Viktoria”, komünist rejimin çöküşü öncesindeki Bulgaristan’a eklektik ve özenli bir görsel yapı yoluyla izmir travestileri göz atmasıyla adından çokça söz ettirecek bir yapıt.

HERZOG’DAN BESLENEN BİR KARAKTER TANIMI

 

Avusturya yapımı ayrıksı “My Blind Heart” (“Mein Blindes Herz”, 2013) de sanki bu sürecin en tartışmalı ürünü olarak anılabilir. Anormal bağdokusu yapısı ile bilinen genetik bozukluk Marfan sendromu, körlük, kalp atışlarını hızlandırma ve belli bir boyun üzerine ulaşmayı engelleme gibi yan etkilere sahip. Peter Brunner, ilk filminde bu hastalıktan mustarip bir adamın portresini çıkartıyor. Elbette bunu yaparken, sömürüye kaymıyor. Aksine siyah-beyaz sinematografide, bazı şeylere görmeden tepki verebilen, kendini dünyadan soyutlayan rahatsız edici, huzursuz bir birey yaratıyor.

Herzog’un ilk dönemindeki gibi tavizsiz, yer yer gizemli ve gerçek olduğuna inanmadığımız bir öteki hikayesi, kara film geleneğine teğet geçiyor. Kah “Even Dwarfes Started Small” (“Auch Zwerge Haben Klein Angefangen”, 1970), “The Enigma of Kaspar Hauser” (Jeder Für Sich Und Gott Gegen Alle”, 1974), kah “Camdan Kalp” (“Herz Aus Glas”, 1975) ile yan yana konabilecek eser bunların arasından bir yol buluyor kendisine. Bir cinayetin, ölümün yaşatabileceği yaşamsal deformasyona dikkat çekiyor. Onun yanına da alışık olmadığımız tiplemeleri uygun bulup bütün parçaları bir araya getiriyor. Retro ruhlu görsel tercih de karamsarlığı doruğa çıkarırken ince sembollerden destek alıyor. Sanki son kalemde “Eraserhead” (1977) ile “Tetsuo” (1989) melezi bir yapı inşa ediliyor.

ANILAR ANCAK BÖYLE GÖRSELLEŞTİRİLEBİLİRDİ

Çok görülmemiş, aman aman anlatı metotları kullanmasalar da “Happily Ever After” ile “Casa Grande”, alışık olunan formüllere yaklaşma profesyonelliğiyle dikkat çekiyorlar. Tatjana Bozic’in yarışmanın tek Hırvat rekabetçisi olarak kendi otobiyografik hikayesine uzanıp Balkan Savaşı’nın etrafından hikayeler anlatması bir hayli dinamik. Siyah-beyaz, 1.33:1, 1.85:1, 16mm görüntüler ile fotoğraflardan bir potpuri çıkarırken, kameraya konuşan karakterleri, kendi öznel kamerasını ve rastgelen kadın görüntülerini de unutmuyor.

Böylece Márta Mészáros’un “Diary of My Children”ı (Napló gyermekeimnek”, 1984) ile Jack Bond’un “Separation”ı (1968) akla getiren serbest takılan hikaye kurgusu hüneri izliyoruz. Hangi yıla gidilip gelindiği herhangi bir kurala bağlanmıyor. Çocuk sahibi olmanın, kocayla geçinmenin yanında özgüvenle aldatılan eski sevgililere uzanılması, üst köşeye günlerin yazılması da gözden kaçmamış. Ama esasen sanki evliliğin ayakta tutma arzusunun gerginliği yansıyor filmin ruhuna. Bozic, 83 dakikalık süresini haddinde kullanırken asla dengeli dinamizmini kaybetmeden bir anlamda bir oto-portreye, parçalı bir belgesele ya da hareketli fotoğrafları olan bir anı defterine imza atıyor. Kadın yönetmenler arasındaki yerini de ayırtıyor.

 

BREZİLYA’NIN ‘AMERİKAN GÜZELİ’

Felipe Barbosa’nın “Casa Grande”si ise aslında “Riocorrente”yi devre dışı bırakan Brezilya yapımı olarak öne çıkarılmalı. Yarışmanın bu iki yegane Güney Amerika temsilcisi, geçtikleri bölgeler ile ele aldıkları insanlarla hiç de ülkelerini andırmıyorlar aslında. Rio de Janeiro’nun bambaşka yüzeylerine bakış atıyorlar. “Casa Grande”, yörenin “Amerikan Güzeli” (“American Beauty”, 1999) olarak dikkat çekilebilecek, müstakil evinde iki çocukları ve hizmetçileri ile yaşayan bir ailenin iletişimsizliğine odaklanıyor. Mizahı öne çıkarmadan yörenin gerçeklerine sakinlikle yaklaşıyor. Normal objektiften, dinginlikten kopmadan, sabit kamerayı bırakmadan onların içine giriyor. Barbosa, sevgisizliği öne çıkarırken 17 yaşındaki erkek çocuğun seks ve gece hayatını daha bir öncelikli ele alıyor.

Burjuvazinin tanımını alışık olduğumuz favela hayatı ile değiştiriyor. Brezilya sinemasında böylesi bir sosyolojik yaklaşım fazla yok. Hatta pembe diziye yakın karakterlerin küçük ahlaksızlıkları, özgürlük arayışlarının geri dönüşleri ile ailenin muhafazakar yapısı seyirciye tesir ediyor. Ama ufak tefek eksiklikleri de unutmadan geçmemek lazım. “Casa Grande”, ülkenin üst sınıfına yaklaşması, oradaki iletişimsizlik sorununu çözümlemesiyle değer kazanabilir.

‘CESUR DENEME’ SEVİYESİNDE KALANLAR

“Riocorrente” ise bir kesişen hayatlar hikayesini yenilikçi anlatı teknikleriyle yoğurmaya çabalıyor. Suç, seks ile vahşiliğin, aslanın, molotov kokteylinin ve ateşin iç içe geçtiği bir yeraltı dünyası tasviri sunuyor. Büyük şehrin tehlikesine dikkat çekiyor.  Alanda vahşilik ile sevgiyi, şiddet ile cinselliği aynı katmanda buluşturup bir model oluşturan “Paramparça ‘Aşklar-Köpekler’” (“Amores Perros”, 2000) kadar etkili değil. Ama bağları net kurmadan direk sembollerle hareket etmesi açısından bir övgüyü hak ediyor. Oyuncuların tökezlemesi ve efekt denemelerinin acemiliği filmi bir hayli yaralıyor.

Bunun yanında cinsel kimlik arayışı gözlemi “Something Must Break” (“Någonting Måste Gå Sönder”) de cinsel içerik açısından cesur bir çalışma. Punk kültürüne yatkın İskandinav gençlerinin, eşcinsellerinin arasına sızarken, ‘travesti olma’ gibi bir değişimi ele alıyor. Hatta ülkemizde bu konuda bu kadar becerikli veya ayağını korkak alıştırmayan film bulmak zor. Ama yapıtın ara planlarla yol almak isterken, donuk kare ve süper yavaş çekimi öne çıkaran sanat eseri kıvamında kareler dokuması yetmiyor. İçses ve sallanan kameranın bunlara eklemlenmesi Hollywood dramatizasyonunu, kolaycılığını engelleyemiyor. Ve sanki İsveç gibi cinsel kimlik arayışlarına izin veren özgür irade yüklü bir ülkede üçüncü dünya sinemasıyla çekilmiş bir film canlanıyor.
“Above Us Only Sky” (“Uber Uns Das All”, 2011) ile Berlin Film Festivali’nden ödülle dönen Jan Schomburg, ikinci filmi “Lose My Self”te (“Vergiss Mein Ich”) bir hafıza kaybı olayına odaklanıyor. Dani Levy ile yükselip 10 senedir ortalıkta gözükmeyen Maria Schrader’in beden kullanma ve kompozisyon becerisiyle dikkat çekiyor. Gizemden ziyade varoluş yolculuğuna odaklanırken, aslında bu konuda çokça üretilen eserlerden farklı bir noktaya açılmıyor. Cinsel içeriğiyle festival adına ‘beklenen’ tanımını dolduruyor. Ama Alman sinemasının, dingin, normal objektife alan açan ve geniş plan ile yakın plana düşmeyen, ‘gri-beyaz’ tonlu yaklaşımı birebir canlanıyor. Bu konuda iki seks sahnesi dışında bir görsel kıvraklık göremiyoruz.

EN ZAYIF FİLMLER HOLLANDA VE GÜNEY KORE’DEN

Yarışmanın en zayıf halkaları ise Hollanda ve Güney Kore’den geldi şimdilik. 17 yaşlarında bir kızın üzerindeki ‘tecavüz’ yükünü, dakika dakika gizem yapmaya çalışan bir dille onaran “Han Gong-Ju”, hiç de geçtiği coğrafyayı kalkındırabilen bir iş değil. Sosyal gerçekçi sinemanın Güney Kore’den ziyade oralarda Çin’de daha yetkin yapıtlar verdiği kesin. Burada ise 112 dakikalık gereksiz bir uzun süre, kızın duygusallığına bel bağlıyor. Hiçbir yerinden inandırıcılık akmayan bir dram canlanırken, ‘yürüme sekansları’ndan ‘önceden belirlenen son’a doğru ilerleyiş göze batıyor.

ABD’nin aya ayak bastığı, Vietnam Savaşı’ndan çıkmak üzere olduğu yıllarda, 1972’nin bunaltıcı yazında Hollanda’da bir daireye odaklanan “Farewell to the Moon” (“Afscheid Van de Maan”), Tony Goldwyn’in “İç Çamaşırı”nı (“The Walk on the Moon”, 1998) akla getirebiliyor en fazla. Kullandığı dünyadan kopuk odayı cinsel özgürlük için tanımlamasına karşın, grenliliğin yapay duruşu ve oyuncuların aşırı makyaj sebebiyle şaşı gibi bakmaları tek tipleşmiş karakterleri karşımıza çıkarıyor. Hollanda sinemasının ‘dönem filmi’ tanımı hiç de evrensel değil. Aksine her şeyiyle TV ekranına daha uygun.

Önümüzdeki iki günde neler çıkacağı merak konusu. Ama altı dünya prömiyerinin, 12 ilk filmin yarıştığı bir ortamda elbette Altın Kaplan Ödülü için sürprizler beklemek hakkımız. Uluslararası Rotterdam Film Festivali ise her zaman olduğu gibi cinsel özgürlük, toplumsal şiddet, ayrıksı karakterler, ötekilik sorunsalı ve yeni anlatı metotları arasında bir tercih yapıp, geleceğin ustalarını seçmeye gayret edecek. Edwin, Violeta Bava, Elia Suleiman, Nanouk Leopold ve Kiki Sugino’dan oluşan ana jürinin kararları her şeyi belirleyecek.

Bu haber sitemizde travesti , ankara travestileri , istanbul travestileri , travestiler , travesti siteleri , izmir travestileri kategorilerinde yayınlanmıştır

359985-bursa-da-fuhus-cetesi-operasyonunda-12-tutuklama-52e0ca4760897

Travestilere zorla fuhuş yapırdılar

Bursa Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesi Ahlak Büro Amirliği ekipleri, Bursa çevre yolu ve şehir merkezinde yol kenarında otostop yaparak araçlara binen ve fuhuş yapan hayat kadını, travesti ve eşcinsellerin zorla çalıştırdıklarını belirledikleri çeteyi takibe aldı. Liderliğini Y.K.'nın (44) yaptığı çeteyi savcılıktan alınan izin ile 5 ay boyunca teknik takibe alan polisler, 18 Ocak Cumartesi günü geniş güvenlik önlemleri altında 16 adrese eş zamanlı baskın düzenledi.

Operasyona Özel Harekat ve Çevik Kuvvet şubeleri ekipleri de katıldı. Baskınlarda 17 kişi gözaltına alınırken, şüphelilerin üzerlerinde ve evlerinde yapılan aramada 4 tabanca, 3 bin lira değerinde 4 senet, toplam 2 bin 339 TL para, 13 adet cep telefonu, 4 adet laptop, 1 adet ipad, 2 adet hard disk, 3 adet flash bellek, 38 adet CD ile bir miktar esrar ve bonzai ele geçirildi. Soruşturma kapsamında şikayetçi 23, bilgi sahibi olan 9 kişinin ifadeleri ankara travestileri alındı.

"Örgüt kurmak", Örgüt aracılığı ile fuhuş yaptırmak", "Ateşli silahlar kanununa muhalefet" ve "Uyuşturucu bulundurmak" suçlarından adliyeye sevk edilen 17 şüpheliden 12'si tutuklanırken, 5'i tutuksuz yargılanmak üzere serbest istanbul travestileri bırakıldı.

Bu haber sitemizde travesti ankara travestileri istanbul travestileri bursa travestileri kategorilerinde yayınlanmıştır.

u_2208

Mahkemeden eşcinsel kocaya tazminat kararı

~Kocaya 70 bin TL tazminat cezası veren mahkeme çifti boşadı. İstanbul’da, özel bir şirkette genel müdür olan kocası F.D.’nin 1 yıl sonra “eşcinsel” olduğunu öğrenen öğretmen G.D.”Eşcinsel bir adamla evlilik yapılamaz” diyerek evliliğinin iptali davası açtı. Mahkeme “6′ncı aydan sonra evliliğin iptali yapılamaz. Bir yıl birlikte karı-koca hayatı yaşandığı için boşanma davası açılır” dedi. Çifti boşayan hakim, kocaya 70 bin lira tazminata hükmetti. STATÜSÜNÜ KORUMAK İÇİN

Sabah’tan Gülcan Demirci’nin haberine göre çift, 5 yıl önce severek evlendi. İlk yıllardan sonra “aldatma” şüphesiyle kocasını takibe alan G.D., eşinin cep telefonuna erkeklerden cinsel içerikli mesajlar geldiğini gördü. Duygusal çöküntüye giren G.D., olayı eşiyle paylaştı. İddiaya göre; F.D. erkeklerden hoşlandığını itiraf etti. Bunun üzerine G.D., 2012′de “Eşim eşcinsel. Kendi cinsleriyle cinsel hayat yaşamaktadır” diyerek evliliğin iptali davası açtı. İstanbul Anadolu Adliyesi’ne avukatı aracılığıyla başvuran G.D., “Evliliğimizin 2′nci yılında, eşimin yaşam tarzı ve cinsel tercihleri, evlilik hayatımızı çekilmez hale soktu. Güvenimi sarstı. Yatakta bile bir araya gelmemekteyiz. Eşimin evlilik öncesi ve sonrasında beni hemcinsleriyle aldattığını, bir sürü travesti arkadaşının olduğunu gördüm. Kendisine sorduğumda da bunu kabul etti. Hatta ‘Yaşam ve cinsel tercihim’ diyerek durumu kabul etmemi söyledi. Eşcinsel ilişkilerini saklamak için evlilik yapmıştır. Bana toplumsal konumu, sosyal statüsünü korumak, yaşam tarzını ve cinsel tercihini gizlemek amacıyla evlilik yaptığını söylemiştir. Kendisiyle ayrılmak istediğimde şiddet uyguladı” dedi. 800 BİN LİRA TALEP ETTİ

G.D. bin 500 lira tedbir nafakası ve 400 bin lira maddi manevi tazminat talep etti. İddiaları kabul etmeyen F.D. ise aynı mahkemede “Asıl eşim beni aldatıyor” diyerek 800 bin lira tazminat talep etti. Mahkeme yaptığı incelemede “Koca eşcinseldir. Kusurlu kocadır” diyerek çifti boşadı. Hâkim, G.D.’ye ödenmek üzere eşcinsel kocaya 70 bin liralık tazminat cezasına hükmetti. ‘KOCA AĞIR KUSURLUDUR’

Gerekçeli kararda “Karı koca arasında yaşanan kavgalar, kocanın evlilik öncesi ve sonrasındaki eşcinsel eğilimlerinin ortaya çıkması nedeniyle başlamıştır. Koca bir evlilik birliğine yakışmayacak, insan doğasına asla uymayacak kutsal duygu ve inanışlarla tam tezat oluşturacak bir inanıştadır. Bu durumda geçimsizlik ve birliğin yıkılmasında koca ağır kusurludur” denildi.

Bu haber sitemizde travesti , ankara travestileri , istanbul travestileri , izmir travestileri , bursa travestileri kategorileri ve etiketleri ile eklenmiştir.

Alıntıdır.

785677_n

Gaziantep Üniversitesinde travestilere yer yok

Antep Üniversitesi Beden Eğitim ve Spor Yüksekokulu öğrencisi Taha Tufan, cinsel kimliğinden dolayı üniversitede ayrımcılığa maruz kaldığını dile getirdi. Tufan, “LGBT bireyler örgütlendiği için rahatsızlık duyuyorlar. Herkesi aynı görmek istiyorlar. Farklı kişilere tahammülleri yok” dedi.

Trans, travesti , gay, lezbiyen ve biseksüel bireylerin, (LGBTT) cinsel kimliklerinden dolayı yaşadıkları hak ihlalleri gündemdeki yerini koruyor. Antep Üniversitesi Beden Eğitim ve Spor Yüksekokulu öğrencisi Taha Tufan, trans erkek olduğu için üniversite yönetimi tarafından ayrımcılığa maruz kaldığını belirtti. Daha önceki okul yaşamında kimliğini o kadar açık etmediğini, ancak üniversitede kimliğine sahip olduğunu söyleyen Tufan, aynı zamanda cinsel kimliğine yönelik saldırıların da bu dönemde başladığını anlattı. Üniversitedeki kadın arkadaşının eski erkek arkadaşı tarafından öldürüldüğünü dile getiren Tufan, bu cinayetten kendisinin sorumlu tutulduğunu söyledi. Bu olaydan sonra bölüm hocalarının kendisine olan yaklaşımının iyice değiştiğini ifade eden Tufan, “Bölüm hocaları sınıflar gidip ‘Onunla konuşmayın, arkadaşlık kurmayın. Yaptığı şeyin yanlış olduğunu anlasın ki; bu tercihinden vazgeçsin’ demiş. O süreçten sonra zaten kimse benimle görüşmedi” dedi.

‘LGBT bireyleri örgütlendiği için rahatsızlık duyuyorlar’

Tufan, bölüm başkanının da bu tür yaklaşımlar sergilediğini belirterek, bölüm başkanın kendisine, “Benim bütün kızlarımdan uzak duracaksın. Kimseyle konuşmayacaksın” dediğini iddia etti. Bu yaklaşımla aslında kendilerine tek düze bir yaşam tarzının dayatıldığına vurgu yapan Tufan, üniversitede LGBT bireylerine karşı geliştirilen bu yaklaşımların yeni olmadığını söyledi. Daha önce de bu tür olayların yaşandığını, ancak kamuoyuna yansıtılmadığını dile getiren Tufan, “Aslında bu, farklı olmayacaksın, herkesin istediği kişiye bürüneceksin yaklaşımıdır. Bunu zorunlu olarak belki bir eşcinsel saklayabilir, ama bir trans asla bunu gizli yaşayamaz” dedi.

‘Belgesel film gösterimine izin vermediler’

Daha önce Zeugmadi LGBT oluşumunun düzenlediği etkinlik çerçevesinde üniversitenin cep sinemasında “Benim Çocuğum” isimli belgesel film gösterimi yapmak istediklerini, fakat üniversite yönetiminin “içerik” gerekçesi ile buna izin vermediğini dile getiren Tufan, “O filmde de bir şey yoktu ki sadece bizim gibi insanların ailelerinin yaşadığı süreçler anlatılıyor. Aslında LGBT bireyleri örgütlendiği için rahatsızlık duyuyorlar. Herkesi aynı görmek istiyorlar. Farklı kişilere tahammülleri yok. Farklı düşünen insanlara karşı büyük bir önyargı var. Onun için de ‘Ya bizim kalıplara gireceksin ya da dışlanacaksın’ mesajını veriyorlar” diye konuştu. 05 Ocak 2014 Pazar 10:21 – [1300587] – DİHA

Bu haber sitemize travesti ankara travestileri istanbul travestileri kategorilerinde yayınlanmıştır